Sayfalar

4 Mart 2014 Salı

Nouvelle Magazine Backstage

Yasemin Mori - Muşta (Nouvelle Magazin Backstage) 



Video: Akın Çetin

2 Şubat 2014 Pazar

Işığa Geldi Çocuklar (Gif)

Seha Can resimlediği ve canlandırdığı Işığa
Geldi Cocuklar klibinden GIF formatında parçalar paylaştı.

29 Ocak 2014 Çarşamba

Susmamaya doğmuş kadın


Susmamaya doğmuş, yerinde duramamaya büyümüş, odaya ışığıyla giren, işlediği kalpten çıkmayan, saçları sonsuza kadar kıvırcık, bakışları sonsuza kadar meraklı, ruhu gökyüzüne patlamış bir kadın: Yasemin Mori. Bundan beş sene önce ilk albümü “Hayvanlar”la “ilk görüşte aşk”, ikinci albümü “Deli Bando”yla “ilk görüşte yine aşk” yaşandı. Kendisiyle bazı önemli ve önemsiz konular hakkında konuştuk.



Uykuya dalış pozisyonun ne?
Sırtımı yanımdakine vererekten cenin!

Şarkı söylemeye başlayınca resmi bıraktın mı? Bırakmadıysan nerede?
Hayır bırakmadım, atölyem var, orada çok takılıyorum, hâlâ çalışıyorum.

Peki sergi yapmak?
Henüz sergi yapacak kadar üretmiş olduğumu düşünmüyorum ama bir şeyler de geliyor, yaklaşıyor. Az kalmış gibi, bakalım…

4-6 yaş arası en fazla yaptığın şey neymiş?
Okula gitmek istemek... Deli gibi ağlıyormuşum beni okula gönderin diye… Yazmayı bilmiyormuşum ve her bulduğum kitabın içine yazıyormuşum. Öyle söktüm yazmayı. Diyarbakır’daydık o sıralar hatta. Modern Talking’in “Brother Louie Louie Louie”sine kopuyordum. Tanrı’yı bir mağaranın içi zannediyordum. Ve küçükken bir belgesel izlemiştim, orada Tanrı’dan bahsederken bir mağaranın içini göstermişlerdi. Ve ben tüm kalbimle inandım. Tanrı’yı görmüştüm! Anlamıyordum, neden kimse anlamıyor…

Bir ablan var. Kim kime benziyor?
Ablam babama, ben anneme benziyorum. Ama sonra annemle babamın kırması oldum. Ablam babama benzemeye devam etti. Çok benzemiyoruz. Ama benziyoruz biraz. Ben küçükken çok kavga ediyorduk ama ben hep dövüyordum onu. Arkadaşları gelirdi, gitar partileri falan yaparlardı, beni almazlardı. Ben gayet ezik böyle… Ben de sonra gidip telefon konuşmalarını dinliyordum. Kıyafetlerini, albümlerini çalıyordum. Tabii şimdi mükemmel bir ilişkimiz var.

Garip ve oyuncu şarkı sözlerin var, aslında müziğin de öyle. Bunun dezavantajlarını gördün mü hiç? Beste ve söz hep sana mı ait?
Dezavantajları oluyor, evet. Popüler olamıyorsun. Mesela ben biraz daha farklı bir dünyaya davet ediyorum insanları. Buna girmeyi kabul etmek ya da etmemek var. Yani bir şarkı için mücadele etmek…

Şarkıların sözlerini ben yazıyorum. Bazen bestelerde başkalarıyla çalışıyorum ve bu çok hoşuma gidiyor aslında. Keşke daha çok böyle şarkılar yapsam… Ama genel olarak şarkının ruhunu, dünyasını ben belirliyorum ki uyumsuzluk olmasın. Cover yapmayı da çok sevmeye başladım. Hatta geçen konserde bir Ajda Pekkan şarkısı cover’ladık, kendi şarkımı söylemekten daha çok keyif aldım.
 
Saçlarını seviyor musun?
Şu anda pek hoşlanmıyorum ama evet, saçlarımı seviyorum. Bir keresinde fön çektirdim mesela sonra çıldırdım. Etrafa saldırdım. Sonra anladım ki o kıvırcıklar beni kompanse ediyormuş.

İstanbulluların ve dünyanın geri kalanının Ankara’dan nefret etmesi hakkında ne düşünüyorsun?
Çok sıkıcı olduklarını düşünüyorum. Mesela bizim grupta çok oldu bu. Ankara’ya konsere gidiyoruz, ben süper mutlu oluyorum, herkes bunalıma giriyor.

Bir gün Ankara’ya dönmeyi düşünüyor musun peki?
Ha oldu! Hayır. Ama çocukluğumu geçirmek için çok güzel bir yerdi ve çok iyi zaman geçirdim.

İlk albümüne hazırlanman ve çıkarman ne kadar zaman sürdü? Nasıl sorunlar yaşadın?
Ben grafik tasarım okudum ve zaten son yıllarımda hafiften bunalıma girmeye başlamıştım “Ne yapıcam” diye… Bir de bir reklam ajansında staj yapmıştım. Ama hiç benim yaptıklarımı kullanmıyorlar hatta benden istedikleri hiçbir şey yok. Beni bir kenara attılar. Ben de “Hadi daha heyecanlı bir şeyler yapalım” deyip gaza getirmeye çalışıyorum, kimse ilgilenmiyor. Neden böyle çalışıyorlar anlamıyordum. Yaptığım tasarımların beğenilmemesi, reklam kafasına daha uygun bir hale getirme fikri beni yaralıyordu. O zaman anladım ki ben kendim için bir şeyler yapmak istiyorum. O dönem kendim için bir şeyler yapmaya aşıktım. Nedense…

Bunun üzerine ikinci alternatifim olan müziğe yoğunlaştım. Zaten besteler yapıyordum, bir grup kurmuştum. Annemler evden çıkar çıkmaz record player’a basıp bağıra bağıra şarkı söylüyordum. İşte ben o coşkuyla yaşarken Emre Irmak’la tanıştım. Ankara’da bir bahar günü keşfedildim yani. Sonra birtakım demo’lar yaptık. Hatta bitirme projem de onlar üzerineydi. Sonra bir şeyler oluşmaya başladı. İstanbul’a gidip gelmeye başladım. Emre çok tuttuğunu koparan, mükemmeliyetçi bir insan. Aslında onun heyecanı beni daha çok motive etti. Sonra da albüm üzerine çalışmaya başladık. Ama bittiğinde, gerçekten de beni yansıtan bir albüm olduğunu gördüm ve bu beni çok mutlu etti.

Bu sürekli gülümsemek enerjisini nereden buluyorsun?
Bilmiyorum, enerjim kendinden patlak… Hep bir coşku olsun, gülelim, mutlu olalım istiyorum.

İlk klibin çok güzeldi. Son klibin de... Kliplerinde sürekli çalıştığın özel birileri var mı?
İlk klibi anlatayım. İlk klipte sevgili yönetmenim Fatih Kızılgök egomu çok yıktı benim. Tuhaf tuhaf fikirlerle geliyordu. İşte “Bir gergedan olacak, sen onun üstündesin” diyor, iki gün sonra geliyor “Bir fil var, bir futbol stadındayız”. “Allahım! Ne olacak o fille? O ne alaka?” diye geçirip duruyorum aklımdan. Benim hayalimde ise bir yer, bir durum içinde olmak vardı. Yani o an, orada gerçekten yaratılacak bir şeyin içinde... Fatih’e bunları anlattım ve o da bir gün bana bu fikirle geldi. İşte bende o an kan yükseldi. Hemen sokağa çıktım, yürüyorum, fikir aklımdan çıkmıyor. “Vay be, ben bunu yapınca gerçekten bir şey yapmış olacağım şimdi! Nasıl bir fikir bu ya” diye kendi kendime uçtum ve o şekilde de çektik.

İlk albüm internette hızlı bir patlama yaşadı. Bunu bekliyor muydun?
Aslında içime bir şeyler doğuyordu. Bir şeyler olacağını hissediyordum ve gerçekten büyü gibiydi. Saniye geçtikçe yüzlerce kişi dinlemeye başladı ve domino taşı gibi izlenmeye başladı, inanamıyordum.

Kıyafetlerini nereden alıyorsun? Yoksa senin kombinasyonların mı?
Çoğunlukla ikinci el dükkânlarından toparlıyorum, kombinler yapıyorum. Mesela Ümit Ünal var, bence muazzam şeyler yapıyor. Bir dönemi sadece onun kıyafetlerini giyerek geçirdim. Aslı Filinta’yla çalıştım bir süre… Bunun dışında bir de L’appart ile çok çalıştım.

Kendini özdeşleştirdiğin bir şarkıcı var mı? Ya da idolün?
Gençken daha fazla vardı aslında. Mesela Siouxsie and the Banshees, Morrissey, Patti Smith, Björk… Yani böyle “Vay canına… Ne güzel bir varoluş” dediğim PJ Harvey vardı. Ya da Jim Morrison... Ama tek bir kişi yok.

Konserlerle ilgili en sevdiğin şey ne?
Sahneyi çok seviyorum. Sahne için yaşıyorsun gibi bir şey oluyor aslında. O heyecanı enerjiyi bir kere tattıktan sonra, gerçek hayat çok anlamsız geliyor bir süre. Mesela her konserin girişi için oraya özel bir şiir yazıyorum. Bunlar yolda, orasıyla ilgili aklıma gelen şeyler ya da ruh halimle ilgili… İşte benim için en heyecan verici yerlerden biri orası…

Bugüne kadar verdiğin ve en etkilendiğin konserin hangisi?
İKSV’deki Deli Bando’nun ilk açılış konseri... Albümün ilk çıktığı zamanlardı. Herkes birbirine aşık, çok mutluyuz, coşkuluyuz… Oraya 150 kişilik kafile gibi çıktık. Tüm sevdiğim insanlar oradaydı. En sevdiğim konserlerden biri oldu.

Kaç kere aşık oldun? Kaçı bitmedi?
Çok aşık oldum, hepsi de imkansızdı. Platonik kelimesini ben buldum sanıyordum. Sonra biraz daha cazibeli oldum ama hâlâ kimse bana çıldırmıyordu yani.

Sence senin tarzın ne? Giyinirken, yaşarken, söylerken…
Valla ilk çıktığımda “dramatik punk” diyordum. Çok yükselmek, daha çok yükselmek için düşmek. O zıtlıkları seviyordum. Şimdi daha farklı. Daha ip üstünde yürürmüşçesine, sakin. Şimdi o coşkunun kontrol edilemezliğini anladım… Sınırlarımı anladım. Bunu görünce daha yumuşak ve pagan hikâyeleri olan bir müzik yapmaya başladım. O dönem şehir de çok basmıştı. Beslenme kanalımı değiştirdim, doğaya döndüm. Giyim tarzıma da absürt punk diyebiliriz. İçinde rahat edebileceğim şeyler giyiyorum ama hepsinin de bir yerinde esprisi olsun istiyorum.

Türkiye’de ve dışarıda, tarzını en beğendiğin insanlar kimler?
Zeki Müren şahane bir insan mesela. Bennu Gerede’yi çok beğeniyorum. Yabancılardan Stella McCartney diyebilirim.

Bir dünya starı olacak mısın? Cevabın “Evet” ise buna ne zaman karar verdin?
Dünya starı değil de dünya çapında müzik yapan biri olacağıma inanıyorum. Hikâyelerimle uzun süreler var olmak istiyorum.

Joy Division / İşte o an!

Uçurum / Helva

Sahne / Işık

Yıllar / Mübarek

Rejim / Manifesto

Yemek / Tatlı

Üzgün / Terrible

Sıradan / Adi

Ödül / Galatasaray Üniversitesi

Kadın / Doğa

Çarşamba / Salı pazarı

Çığlık / Munch

Facebook / İsmail YK

Çok / Nefis

Su / Küvet

Kırmızı / Passion

Çıkartma / İlkokul

Bonibon / Sempatik birileri

Sim / Arkadaşım

Trend / Topic

Özlem / Ana koynu

Dost / İyi gün

Can / Kedi

Oku / Turgut Uyar

15 Ocak 2014 Çarşamba

Sanat Objesi Olarak Sanatçı

Türkiye’den 56 sanatçının gönüllü olarak yer aldığı ‘Sanat Objesi Olarak Sanatçı’ sergisi, Pera Palas’ta yapılan açılışın ardından, 17 Ocak Cuma günü Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi (CKM) Sanat Galerisi’nde ziyarete açılacak. Sergide ünlü sanatçıların 42 ünlü ressamın eserini canlandırdığı pozları yer alıyor.

Proje, sanat dalında öğrencilerin eğitim almasına aracı olacak. Katılımcılar, Türk Eğitim Vakfı’na (TEV) bağış yaparak sergide yer alan fotoğraflara sahip olabilecek. 

Tamamlanması 3 yılı bulan proje kapsamında her alandan sanatçı ve yazara çağrı yapıldı. Çekimler, Bodrum ve İstanbul’daki özel stüdyolarda, profesyonel bir ekiple gerçekleştirildi. Eserlerin ve reprodüksiyonlarının anlatıldığı bir de katalog hazırlandı.

Sergide yer alan fotoğraflarda, pek çok Türk sanatçı ve yazar ünlü eserlere hayat veriyor.

Dali’nin kız kardeşi olarak Hülya Koçyiğit, Kurzwell’in ‘Sarı Elbiseli Kadın’ı olarak Ahu Türkpençe, Max Beckmann’ın otoportresi olarak Haldun Dormen,
Vermeer’ın ‘İnci Küpeli Kız’ı olarak Yasemin Mori,
Sargent’in ‘Okuyan Adam’ı olarak Cem Davran, Goya’nın ‘Satürn’ü olarak Hayko Cepkin, Kees von Dongen’in ‘Gelincik’i olarak Pelin Batu, Max Beckmann’ın tablosundaki karakterler olarak ise Gripin projeye destek veren sanatçılar arasında yer alıyor.


Dizini Bükmüş Oturan Kadın  (Egon Schiele) - Ceylan Ertem

Satürn (Goya) - Hayko Cepkin

Küratör: Nilgün Yüksel 
Fotoğraf sanatçısı: Niko Guido

8 Ocak 2014 Çarşamba

Işığa Geldi Çocuklar (Klip)

Işığa Geldi Çocuklar'ın
Seha Can'ın çizdiği animasyon klibi yayında.


Söz : Yasemin Mori 
Müzik: Yasemin Mori, Korhan Futacı, Barlas Tan Özemek
Resimleyen - Canlandıran - Yöneten : Seha Can

24 Aralık 2013 Salı

Şehirde İnsanlar Birbirini Görmüyor

Sanatın tek amacının aslında farkındalık yaratmak olduğunu söyleyen Yasemin Mori: Tek istediğim şey, şehirdeki insanların birbirlerini görmesi ve bir şeyler paylaşmaları ve para dışında herhangi bir şey düşünmeleri

2008’de çıkardığı ‘’Hayvanlar’’ albümü ve albümden çıkan sıra dışı ilk videosu ‘Aslında Bir Konu Var’ ile tanıdığımız Yasemin Mori, 2012’de çıkardığı ‘Deli Bando’ albümünün ‘Hayvanlar’a kıyasla dinleme keyfinin daha yüksek olduğunu düşünüyor. Aslında küçük bir kitle 2005’te ‘Kings of Convenience’ konserinde ‘’I’d Rather Dance With You’’ şarkısıyla birlikte sahneye fırlayıp dans etmeye başlamasıyla tanınan Yasemin Mori’yle kırmızı kurnaz tilkiden Ankara’ya yolculuk yaptık, Venüs’te uyandık, Galata Köprüsü’nde kendimize geldik. 

»‘Kırmızı kurnaz tilki’ vurgusuyla kendine dair bir şey mi anlatıyorsun?
Halil Cibran’ın bir öyküsü var. Hikâyede tilki gölgesine bakıyor ve “bugün koskocaman bir deve yakalayacağım” diyor. Bütün gün çabalıyor, hiçbir şey yakalayamıyor ve akşam saatlerinde tekrar gölgesine bakıyor ve “bugün iyi bir fare yakalamaya bakacağım” diyor. Aslında o hikâyeyle bağlantılı bir şey. İnsanın o hırsı ve aslında olmadığı şeyi kendi kafasında çok büyütüp, kendini büyük zannetmesi ile ilgili bir şey. O dönemde yaşadığım zorlayıcı bir deneyimin ve benden çok şey bekleyen bir insana bir gönderme yapan bir şarkı.

»Biraz kendine referans aslında.
Evet. Ben aslında o olmuştum. Aşka düşerek ondan kurtulmanın hikâyesi. Sıfırlanmak gibi, tekrar ayaklarının yere basması. Seni düşürüyor ve düştüğü yerden çıkarıyor. Sonra da “seni gidi kurnaz tilki” diyerek dalga geçiyorsun.

»Üniversitenin sonuna kadar Ankara’daydın. Ankara-İstanbul kıyaslaması hep konuşulur. Sen nasıl bakıyorsun?
Beyoğlu’na ilk geldiğimde inanamamıştım. Buraya alışık olanlar kanıksamış durumda ama bu kadar yaşayan bir şehir görmek şaşırtmıştı. 90’ların sonunda farklı bir şey vardı; elektronik dönem, abartılı kıyafetler bir şenlik durumu... Ankara’dan İstanbul’a bakmak şehri gözünde efsaneleştirme durumu yaratıyor. Ankara daha saf bir ortam, hayat daha yavaş. Bozkır etkisi diye bir şey var. Hep büyük alanlar içindesin. İstanbul’da hep birey olmak zorundasın. Alanın daha küçük.

»İstanbul’un büyüsü kaçtı mı gözünde?

İstanbul’u seviyorum. Buradaki mücadeleyi ve şehrin dinamiklerini  de. Burası dünyada olmak isteyeceğim yerlerden biri.

»Sanattaki varlığın sadece müzik değil. Grafik tasarımı da okudun.  Biraz anlatır mısın resmin sende çağrıştırdıklarını?
Devam ediyorum ama müziği çok daha büyük hissediyorum. Ressam olunca müzik yapamazmışım gibi. Çünkü resim beni yere oturtturuyor. Tekrar nizama sokuyor. Onda da çok uçuyorum gerçi. Her şeyi birbirine katıyorum. Birisi çok daha soyut, diğeri nesnel bir şey. O ikisinin arasındaki iletişimi seviyorum.

»Biliyorum, çok sıkıldın ama bilmeyenler için Mori’nin anlamını bir kez daha anlatır mısın?
Bizimkiler Fatih’te yaşıyorlar yıllarca. Daha sonra Edirne’ye taşınıyorlar. Mori, anneannemin söylediği bir şey. Mori, kız çocuğu demek aslında. Seslenmek için kullanılıyor. Mori bu arada ‘koru’ demek Japonca’da.

»Jim Morrison var bir de.
Üniversite ‘yaseminmorrison’ diye bir email hesabım vardı. Beni çok sürüklerdi. Antik Yunan’dan, kızılderililer, bukelamunlar... O geçişkenlik beni çok etkiliyordu. Her şeye dönüşebilme hissi. O yüzden onu çok sahiplendim. Sonra albüm çıkarırken neden Yasemin Mori olmalısın diye düşündük.

»“Bu şehri kurallarından yıkıp / Özüyle yarın için baştan kuracağım baştan’’ diye bir sözün var ‘Sen Beni Sokaklardan Say’ şarkında. Birçok internet sitesinde “tam da benim kafamdan geçenleri yazmış” temelli birçok yorum okudum. Sen bir şehri kurallarından yıksan nereden başlardın?
Kendimi bir ateşleyici ve fütüristik olarak görüyorum. Ben bu albümü yaparken insanların bilinçlenip, bir şeylere uyanması gerektiğini ve artık “hayır” demesi gerekliliğini düşünüyordum. Şehrin insanları nasıl tükettiğini anlatırken her şeyin yukarısından bir bakış vermek istedim. Kimse bir şey demiyordu çünkü. Bir gün ‘Geronimo’ şarkısını yazdım. Bütün albüm aslında yaşadığımız sürecin bir özeti gibi olabilir. Korhan Futacı’yla çalıştım bu albümde. Onunla karşılaştığımda benle aynı dertleri hisseden ve benden çok daha yetkin bir müzisyenle karşılaştım. Barlas’ın da bize katılmasıyla beraber bir savaşa çıktık gibi hissediyoruz. Bütün albüm süreci boyunca bütün her şeyi yıkalım ve yeni bir şey sunalım diye çalıştık. Tek istediğim şey, şehirdeki insanların birbirlerini görmesi ve birbirleriyle bir şey paylaşmaları ve para dışında herhangi bir şey düşünmeleri.

»Farkındalık yaratmak peşindesin biraz da.
Tabii ki farkındalık yaratılmalı. Belki de sanatın tek amacı bu. Kural yıkmayı seviyorum ve buna karşı bir tutkum var. Toplumsal ve baskıcı herhangi bir durumu yıkmak istiyorum.

KADIN MÜZİSYEN DEĞİL MÜZİSYEN

»“Kadın müzisyen” nitelendirmesi hoş olmasa da son dönemdeki yoğunluğunu göz ardı edemeyiz. İyi kadın vokaller son dönemde epey fazla. Birbirinizden nasıl etkileniyorsunuz?
Yurt dışında PJ Harvey ya da Björk’ten bahsederken kadın vokal ya da kadın şarkıcı denmiyor. Müzisyen deniyor. Orada bir çiçeklenme olduğu için basın da böyle bir algı yarattı. Bunun sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa tabii ki kadınlar var. Onlar güçlü ve buradalar. Dikkat çekmek güzel ama böyle olmaması gerekiyor. Onun dışında hoşuma gidiyor bu canlılık. Gurur duyuyorum, daha üretken olmaya çalışıyorum. Ben çıktığımda çok fazla isim yoktu. İnsanın egosunu da törpüleyen bir durum, bu iyi bir şey. Kadınlar ayağını daha yere basıyor, daha cesur. Bir şeyi bekliyor sanki. Gezi gibi. Gezi de hep vardı aslında. O kıvılcımı bekledi.


EMRAH TEMİZKAN - BirGün

7 Aralık 2013 Cumartesi

Işığa Geldi Çocuklar (Teaser)

Yasemin Mori'nin yeni video klibi "Işığa Geldi Çocuklar" yakında!

Söz - Müzik : Yasemin Mori

Resimleyen - Canlandıran - Yöneten : Seha Can

İlk Gösterim : 13.12.2013 Cuma Saat:22:30
İKSV SALON 

3 Aralık 2013 Salı

13 Aralık @ Salon İksv

Yasemin Mori
13 Aralık Cuma
Nejat Eczacıbaşı Binası, Sadi Konuralp Caddesi, No:5 Şişhane, İstanbul



7 Kasım 2013 Perşembe

8 Kasım @ Beyoğlu Hayal Kahvesi


Yasemin Mori 
8 Kasım 2013 - 22.30
Bilet: 30tl

@
Meşelik Sok. No:10 Taksim / İstanbul

6 Kasım 2013 Çarşamba

Esrik Pagan Kadını | Sound Dergi Röportajı

"Deniz kenarındaki kulübesinde şifalı ilaçlar arayan, taşlar biriktiren, şemsiyesinin altında rengarenk kumaşlara sarınmış, adalara ve güneşe doğru hayal kuran, esrik bir pagan kadını."

Karşınızda Yasemin Mori...


S: Deli Bando sizin için ne ifade ediyor?

Y.M.: Deliliğin ve aşkın barındır­dığı tüm o taşkın duygulara en zarif biçimde ses vermeye çalıştık. Baştan sona akışkan, dinleme kon­forunun yüksek olduğu, renkli bir albüm yaptığımızı düşünüyorum. Hayvanlar albümüne nazaran Deli Bando'nun dinleme keyfinin daha yüksek olduğunu düşünüyorum.


S: Kayıt sürecini öğrenebilir miyiz?

Y.M.: Kayıt düzenlemeler ve besteler neredeyse eş zamanlı yapıldı. Bilgisayar başında yapılan düzenlemeler üzerine yapılan akustik kayıtlar neticesinde son hallerini aldılar. Öncelikle bütün albümün akustik olmasını istedik. Bu, albümün genel sesinin ve ifadesinin çerçevesini belirledi, iyi ekipmanlar, iyi kayıt, iyi müzisyenler ve iyi düzenlemeler bir araya geldiğin­de duymak İstediğimize çok yakın bir sonuç elde ettik.


Yasemin Mori, tüm sözleri kendisine ait on şarkının düzenlemelerini Korhan Futacı ve Barlas Tan Özemek birlikte yaptı. Hakan Çimenot, Ediz Hafızoğlu, Özün Usta gibi çok değerli müzisyenlerin eşlik ettiği Bando’ya Boğaziçi Caz Korosu da eşlik ediyor.


S: Sizi kayıt sürecinde en çok zorlayan parça hangisi oldu ve neden?

Y.M.: Kesinlikle Üzerimde Kehanetin. Bu parça üzerinde ilk çalışmaya başladığımız parçaydı. Aramızdaki ortak dili belirleyene kadar beş ayrı versiyonu yapıldı.

S: Hangi stüdyolarda kayıt yapıp, kimler­le çalışmayı tercih ettiniz?

Y.M.: Albümün neredeyse tamamı Atölye'de kaydedildi. Mekanın bize alt oluşu zaman sınırlanması olmaksızın özgürce deneyler yapmamıza imkan verdi. Oradaki tüm kayıt­ları Korhan ve Barlas birlikte yaptılar, davul ve koro kayıtlarında Berk Kula da ekibe dahil oldu. Koro ve bir parçanın vokal kaydı Serhat Ersöz'le beraber onun stüdyosunda yapıldı.

S: Nasıl bir teknik ekipman kullanıldı? Tonlamalarda, mix ve mastering'de nele­re dikkat edildi?

Y.M.: Atölye kayıtlarında Joe Meek 2 chl. preamp. İngiliz el yapımı 4 chl. preamp. RME Fireface 800 ses kartı ve Pc kullandık, Bir dolu iyi mikrofon da tabii. Mix ve mastering işini ise olduğu gibi sevgili dostumuz Mike Nielsen üstlendi. Projeyi Mike'a teslim etme den önce ulaşmak isteğimiz sound'a yakın kabaca bir mix yapmıştık. Kafamızdakini Mike'a anlatmamızda bu premixlerin faydası oldu. Ve nihayetinde Mike harika bir iş çıkardı.


S: Bu albümü bir insana benzetirseniz, sizce nasıl biri olurdu?

Y.M.: Deniz kenarındaki kulübesinde şifalı ilaçlar arayan, taşlar biriktiren, şemsiyesinin altında rengarenk kumaşlara sarınmış, ada­lara ve güneşe doğru hayal kuran, esrik bir pagan kadını


S: Yaptığınız müzikle ilgili iç çatışmaları­nız oluyor mu zaman zaman? Oluyorsa nedir bunlar?

Y.M: İnsanın kendini geliştirmesi, kendinden daha fazlasını beklemesi çok doğal, sanat çok uzun bir yol. Yapılan her işten eleştirel olumlu / olumsuz bir çok bilgiyle ve yeni farkındalıklarla dönüyorsunuz, ilerliyorsunuz. Tabi ki zaman zaman insan iç çatışmalar yaşıyor ama bence önemli olan çok fazla çatışmadan, o en içteki sesi duyup dinlemek ve ona itaat etmek.


S: Bu piyasada en çok rahatsız olduğu­nuz şeyler neler? Sektörel sıkıntıların başında sizce neler geliyor?

Y.M.: İyi müzik konusunda kesinlikle sektörel bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Müzik çok eski ve doğru şekillerde yapıldığında spiritüel açıdan insanı zenginleştiren, iyileştiren bir olgu. Bu işi layığıyla yapan insanlar, bu işi sadece para kazanmak amaçlı gören kimseler tarafından piyasadan uzaklaştırılıyor, geriye çer çöp, uydurma sözler ve müzik kulağı biraz olsun gelişmiş bir insanın kesinlikle duy­maya tahammül edemeyeceği sesler kalıyor. Ben insanlara ve yaptığım işin benzersiz / iyi olmasına inanıyorum.


S: Ülkemizde her karşı duruş, şüpheyle karşılanıyor, herhangi bir muhalif duruş hemen samimiyetsiz olmakla suçlanıyor. Kendinizi nasıl bir konumda görüyorsu­nuz? Meseleleri olan bir müzisyen olarak, insanlara aslında tam olarak neyi vermek, ne anlatmak istiyorsunuz?

Y.M.: Muhalif olmak gibi özel bir çabam yok.

Ben sadece insani olan şeylere, özgürlüğe, doğanın öğretilerine ve kendi algılayışımı ifade etmek konusunda fazla hassas biriyim. Bundan sonra yapmak istediğim tek şey insanları kah dinlendirici, kah kışkırtıcı ama hepi topu mü­zikal şölenle eğlendirmek. Bir an olsun onları günlük hayat dertlerinden sıyırıp başka bir dünyaya taşımak, gelmişimizden, geçmişimiz­den insanlıkla ilgili hikayeler anlatmak, coşku ve sevgiyi yeniden hissettirebilmek

S: En büyük kor­kularınız ya da çekinceleriniz nedir kariyerinizle ilgili? Anlaşılmamak, sevilmemek sizi korkutur mu? Yoksa aşırı po­püler olup, herkesin sevdiği bir insana dönüşmek mi?

Y.M.: Kariyerimle ilgili pek bir korku yaşadı­ğım söylenemez. Key­fini çıkararak gittiğim güzel ve upuzun bir yol önümde. Bu aralar işin video kısmıyla ilgili daha fazla çalıştığım ve düşündüğüm bir zaman. Bunun dışında, basitleşmek, iyi şarkılar yazmak, yolu kendim ve dinleyicim için zevkli hale getirmek dışında pek bir şey düşünmü­yorum.

S: Şimdiye kadar mü­zikle ya da sektörle ilgili en çok canınızı ne acıttı? Hiç bırak­mayı, çekip gitmeyi düşündünüz mü?

Y.M.: Emperyalist düzenin bütün etkileri müzik piyasasında da kendini gösteriyor. İstemeden de olsa insanlar kendilerinden sırf bir orta yol bulabil­mek adına o kadar çok ödün vermeye alışmış­lar ki, gerçekten özden ve içten gelen hiç bir güdü kalmamış, bu beni en çok zorlayan şeylerden biri oldu.

S: Yasemin Mori üzüldüğünde, kendini nasıl iyileştirir?

Y.M.: Yaşadığım olumlu, güzel şeylere kafam­da geri dönerek, sevdiğim insanları düşünerek. Bu yüzden insanın olumlu hafızasını güçlendir­mesi ve oraya sürekli yeni güzel anılar kaydet­mesi gerekli.

Sound Dergisi / Ekim 2013